Bir kaç yazıdır geçmişten bahsediyorum, fakat bu yazımda bugunden bahsetmek istiyorum. Geçen dönemin son günlerinde görmüştüm O’nu. Çok kısa bir konuşmamız olmuştu. Fakat hiç bir zaman aklımdan çıkmayan bir diyalogtu. Staj sebebinden dolayı imzalatmam gereken kağıtlar için öğrenci işlerine gitmiştim. 2-3 kişilik minik bir sıra vardı. Önümde belgelerini düzenliyordu. Onda farkettimki nufüs cuzdanı fotokopim eksikmiş. İlk konuşma, göz göze gelişimiz o anda olmuştu. Ona hafif bir ses tonu ile “afedersiniz, nufus fotokopiside mi gerekli” sözleri çıktı ağzımdan. O’nun bana dönüşü cevap verişi, ilk gözlerini görmemdi. Bu kadar anlamsız sözler, bu gözlerle bir anlam kazanmıştı. Bir aşkın ilk tohumların atılmıştı kalbime. O işlemlerini yaparken, ben nutkum tutulmuş vaziyette sadece gözlerini izliyordum. Bir pırlanta gibi parıldıyordu. Gözlerimi alamıyordum bu güzellikten. İşlemlerini bitirip giderken, koluma dokunup iyi günler demesi mıh gibi aklıma kazındı. O giderken, ben sadece bakakaldım. Arkasından koşup, haykırmak gerekirdi. Bu aşkı O’na haykırmalıydım, gitmesine izin vermemeliydim. Fakat gitti…

Final haftasının son günlerinin olmasının etkisiyle, bir daha yüzünü göremedim. İsmini, bölümünü bilmediğim bir güzellikti. O’nunla ilk karşılaşmamız bu şekilde olmuştu. Güzel tesadüfler bizi tekrar görüştürdü, tanıştırdı.

Devam edecek…